|
KIRŞEHİR
Kırşehir 1867
yılında bucak, 1869 yılında ilçe, 1870 yılında sancak olmuş,
Avanos, Keskin ve Mecidiye (Çiçekdağı) ilçeleri Kırşehir'e
bağlanmıştır. 1921 yılında bağımsız mutasarrıflık, 1924 yılında il
olan Kırşehir'e Avanos, Çiçekdağı, Hacıbektaş, Mucur ilçeleri
bağlanmıştır. 1944 yılında ilçe olan Kaman, Kırşehir'e
bağlanmıştır.
20 Temmuz 1954
tarihinde 6429 sayılı kanun ile Nevşehir il, Kırşehir'de Nevşehir
iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş Çiçekdağı ilçesi Yozgat'a,
Kaman Ankara'ya, Hacıbektaş, Mucur ve Avanos da Nevşehir'e
bağlanmıştır.
01 Temmuz
1957'de kabul edilen 7001 sayılı kanunla Kırşehir tekrar il
haline getirilmiş, yeni ile Yozgat'ın Çiçekdağı, Ankara'nın Kaman
ve Nevşehir'in Mucur ilçeleri bağlanmıştır.
TARİHTE
KIRŞEHİR
KIRŞEHİR'İN
ADI
Kırşehir tarihi,
Hititler dönemi ile anılmaya başlar. Fakat, ilin adının o zaman ne
olduğu henüz bilinmemektedir. İlin bir ara Aquae Saravenas (Akova-Saravena)
adıyla (M.Ö.2.yy.) bilindiği anlaşılmıştır. Önceleri Makissos (Macissus)
adıyla anılan kent, İmparator I. Jüstinianos devrinde (527-568)
yeniden kurulmuş ve Jüstinianopolis diye anılmaya başlamıştır.
Uçsuz bucaksız
kırın ortasında yükselen bu kente Türkler "Kır şehri" adını
vermişlerdir. Kır şehri zamanla halk dilinde "Kırşehir" oldu. Bu
gün bile bazı köylerinde yaşayan halk, burasını Kır şehri diye
anar. Kırşehir ismi Türkçe'dir. Bir rivayete göre de Timur'un
Anadolu'ya gelişinde kendisine karşı koyan burada yaşayan halkı
göstererek "kırın şehri" dediği, daha sonra bunun Kır şehri olarak
değiştiği ve bu günkü ismini aldığı da söylenmektedir.
KIRŞEHİR'İN
TARİHİ
1 - Tarih
Öncesi Çağda Kırşehir (Tunç Dönemi M.Ö. 3000-2000)
Kırşehir ve
çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Kırşehir'in tarih öncesi
çağda,özellikle Tunç çağı döneminin etkisi altında kaldığı
görülüyor. 1943'te Hashöyük kazılarında ilk Tunç çağı'na
ait beş-altı tabaka tespit edilmiştir. Bu tabakalarda taş ve
kerpiç yapı temelleri, siyah renkli seramik parçaları, çömlek ve
çanaklar bulunmuştur. Bu kalıntılar bölgede ilk Tunç çağı
döneminin (M.Ö. 3500-2000) yaşandığını açıklar. Hashöyük ve şehir
merkezindeki Kale'de başlayan kazı çalışmaları ile Kaman'a bağlı
Çağırkan kasabasında yapılan kazılardan yeni bilgiler de elde
edilebilir.
Çağırkan
kasabası yakınında bulunan Kalehöyük'ün tarihinin M.Ö. 1750-600
yıllarına kadar uzandığı sanılmaktadır. Kazılar sonunda 25 metre
yüksekliğindeki höyük ve buradan çıkarılan iki büyük küp ve diğer
buluntular, yörenin tarih öncesi dönemini aydınlatır. Kırşehir'in
kuruluşunu, ilk çağlarda Anadolu'yu kuzey-batıdan, güney-doğudan
bir baştan bir başa kesen eski ve işlek bir anayolun ortasında bir
durak ve yerleşme yeri olmasında, Asya'dan Avrupa'ya giden
önemli karayolları üzerinde bulunuyor olmasında, ayrıca Kapadokya
bölgesine de yakın olmasında arayan bilim adamları olmuştur.
2 - Hitit
Dönemi (M.Ö. 1850-1200)
Kırşehir
Hititler'in yerleşim yeri olan Kızılırmak yayı içinde olduğundan,
Hititler döneminin Kırşehir'de yaygın bir şekilde yaşandığı
kesindir. Kalehöyük'te yapılan kazılarda yerleşim alanının en alt
tabakasını Hitit döneminin teşkil ettiği ortaya çıkmıştır. Bu
kazılar sırasında erken ve geç Hitit çağlarına ait kalıntı ve
eserler gün ışığına çıkarılmıştır. Resmi veya saray yapılarına ait
olduğu ,sanılan duvar temelleri ile mühürler, takılar, seramik
mutfak eşyaları ve Hitit çapına ait çivi yazılı bir tablet parçası
da bulunmuştur.
Kırşehir'e bağlı
Sevdiğin Köyü'nün 10 km. kadar kuzeydoğusunda bir Hitit Prensi'nin
adının geçtiği yazılı taş blok bulunmuştur. Bu taş blokun bir yol
işareti olduğu ve yakınlarından Hitit dönemine ait bir yolun
geçtiği sanılmaktadır.
Kırşehir'de
Hitit dönemi tarihi için önemli bir belge olan ve "Malkayası"
olarak bilinen bir yazıt bulunmuştur. Prof. Dr. H. Th. Bossert bu
yazıtı incelemiş ve bunun bir yol levhası olduğunu açıklamıştır.
Malkayası yazıtının bir yol levhası olması Kırşehir'in de
Hattuşaş’tan güneye inen yol üzerinde bulunması ilin Hititler
döneminde önemli bir merkez olduğunu açıklar. Bunun dışında yine
Hitit döneminden kalma önemli bir eser de Öküztaşı olarak bilinen
Hitit Sunağı'dır. Bu sunak, üzerinde bir adak havuzunun yer
aldığı kare prizma bir gövde de iki öküz başının bulunduğu bazalt
taşından yapılmıştır.
1950'de yapılan
Merkez Kalehöyük'deki araştırmada Hitit dönemine ait çanak çömlek
parçaları bulunmuştur. M.Ö. 1600'lerden M.Ö. 1200'lere değin
Hititlerin yaşadığı bu yöre M.Ö. 675'e kadar Frig'lerin yönetimi
altına girmiştir.
3 – Frig
Dönemi
Hititlerin
zayıflayıp gücünü yitirmesi üzerine yöreye Frigler hakim olmuştur.
Kızılırmak ve Tuz Gölü'ne kadar sınırlarını genişleten Frigler,
M.Ö. 1200'den itibaren başta Batı ve Orta Anadolu olmak üzere
geniş bir alana yayılmışlardır.
Kimmerler
Frigler'i yenilgiye uğratınca Lidyalılar Anadolu'nun batı
kısımlarını ele geçirdiler ama Kırşehir'e kadar ilerleyemediler.
Kırşehir daha sonra M.Ö. VIl.yy.da Medlerin egemenliğine sonra da
Persler'in egemenliğine girmiştir.
4 - Pers
Dönemi (M.Ö 546-332)
Med
Devleti, M.Ö. 550'de Persler tarafından yıkılmış ve ardından
Anadolu Pers hakimiyetine girmiştir. Kırşehir, Perslerin
Katpotukya (Kapadokya) yani "Güzel Atlar Ülkesi" adını verdikleri
bölgenin batısında yer alıyordu. Persler, vergi yoluyla yöreye
hakim olmuştur. Yöre halkı ise, ağır vergiler altında ezilince
çeşitli kaleler yapmak zorunda kalmıştır. Kırşehir ise bu çabaya
girmemiştir. Çünkü toprakları çok kıraçtı. Persler ise M.Ö. 334'de
Büyük İskender'in ordusuna yenildiler ve Makedonlar Kırşehir'i ele
geçirdiler. Yöre halkının ayaklanmasından sonra Kapadokya kralı
olarak M.Ö. 332'de Ariarates bağımsızlığını ilan etmiştir.
5 -
Kapadokya Krallığı Dönemi (M.Ö. 333-M.S. 18)
Kapadokya (Kappadokia) krallığı M.Ö. 333'de kurulmuştur. Bu
krallık döneminde Kırşehir ve yöresi yoğun bir baskı yaşamıştır.
Komutan Evmenes ve Antipatos dönemleri ise bu kişlerin Kapadokya
bölgesini ele geçirme istekleri yüzünden savaşlarla geçmiştir.
Ariarates öldü. Büyük iskender'in ordusunu yenilgiye uğratan ii.
Ariarates ise Kırşehir'in kuzeyine egemen olmayı başarmıştır.
Daha sonra bu bölge toprakları Orta Avrupa'dan Galat (Kelt)
topluluklarının akınına uğramıştır. (M.Ö. 220-163) M.Ö. Il.yy.
sonlarında Pontus Kralı Mithradaset buraları denetimine almıştır.
Bu dönemde yöre "Aquaesaravenea" adıyla anılıyordu.
iı M.Ö. 85
yılında Roma egemenliğine girmiştir. Kapadokya yöresi M.Ö. 18'de
Roma imparatoru Tiberius tarafından Roma'ya bağlanmış ve Tiberius
burayı eyalet yapmıştır. Kırşehir sınırları içinde Kapadokya
krallarına ait sikkeler bulunmuştur.
6 - Roma
Dönemi (M.S. 18-395)
Kapadokya,
Roma eyaleti haline geldikten sonra yörede Hristiyanlık hızla
yayılmaya başlamıştır. (3.yy.) Buna karşılık Roma İmparatoru'nun
desteklediği puta tapan rahiplerle Hristiyanlar arasında büyük
bir mücadele olmuştur.
Kapadokya
bölgesinde III. ve IV. yy.lara ait Hristiyanların sığınmak ve
korunmak amacıyla yaptıkları pek çok yeraltı şehri bu sebeple
ortaya çıkmıştır. İlimiz ise bu döneme ait; Mucur yeraltı şehri,
Dulkadirli inli Murat yeraltı şehri, Aşıkpaşa yeraltı şehri,
Kümbetaltı yeraltı şehri gibi on tane yeraltı şehri
bulunmaktadır. Kırşehir 395'e kadar Roma'ya bağlı
kalmıştır. İlimizdeki höyüklerin bir kısmında Roma dönemine ait
çanak-çömlek parçaları ile bu döneme ait sikkeler bulunmuştur.
7 - Bizans
Dönemi (395-1071)
Bizans
döneminde Makissos, daha sonra da Justinianapolis adıyla anılan
Kırşehir'i aynı yüzyılda yaşayan tarihçi Prokopios'un bildirdiğine
göre; Justinianus Kırşehir'i yeniden imar ederek kent durumuna
getirmiştir. Mazaka'da (Kayseri) ekonomik hayatın daha canlı
olması nedeniyle Kırşehir halkı buraya göç etmiştir. M.S. 605
yılında İran Sasani Devleti, Kırşehir'i istila etmiştir. 626'ya
kadar bölge Sasani ve Bizans akınlarıyla sarsılmıştır. 647'de
Emevi devletinin Şam Valisi Muaviye Kayseri ve Kırşehir
dolaylarını işgal etmiştir.
Kırşehir
merkezine bağlı Taburoğlu Köyü yakınlarındaki Üçayak Kilisesi,
Kaman Temirli'deki kilise, Mucur Aksaklı ve Aflak köylerindeki
Kaya kiliseleri, Derefakılı kiliseleri, Mucur Manastır ve Keşiş
Sarayı, Bizans dönemine ait mimari kalıntılardır. Kırşehir
civarında da Bizans dönemine ait kandiller, takılar, sırlı mavi
ve sarı renkli seramik eşyalara rastlanmıştır.
8 - Anadolu
Selçuklu Dönemi (1071-1308)
1071 'de
Bizans'ı yenilgiye uğratarak Anadolu'yu Türk yurdu haline getiren
Türk orduları, Anadolu içlerine kadar yayılarak Anadolu Selçuklu
Devleti'ni kurdular. 1075'de Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Kırşehir'i
topraklarına katmıştır. Anadolu'ya ve Kırşehir'e gelen Oğuz
boyları, yerleştikleri yerlere genellikle kendi boy, oba ve yer
adları ile kişi adlarını da vermişlerdir. Bugün Kırşehir içinde
kasaba ve köy adı olarak Oğuz boylarından "Çepni, Bayındır, Buğduz
(Büğdüz), Kargın, Yazır, Kınık, Avşar" boylarının adları ile oba,
oymak ve diğer Türkçe adlar yaşatılmaktadır.
Haçlı seferleri
sırasında Orta Anadolu toprakları elden çıkmıştır. Danişmentliler
1120'de Kırşehir'i kendilerine bağlamışlar ve o dönemde Kırşehir "Gülşehir"
olarak adlandırılmıştır. 1174'de Kılıçaslan, Kırşehir'i yeniden
Selçuklu Devleti'ne bağlamıştır. II. Kılıçaslan 1186'da Türk
geleneğine uyarak devletin topraklarını on bir oğlu arasında
paylaştırınca Kırşehir, Muhiddin Mesud'a düşmüştür. Kardeşi
Rukneddin Aslan Konya'yı ele geçirdikten sonra Ankara ve
Kırşehir'i de kendine bağlamıştır (1203). 1220'de Alaaddin
Keykubat Mengücekler'in Kemah koluna son vermiş, Mengücek
boylarından Muzaffer Muhammed'e Şebinkarahisar'ı kan dökmeden
teslim ettiği için Kırşehir'i tımar olarak vermiştir. Kırşehir bu
dönemde imar edilmiş ve bir kültür kenti haline getirilmiştir.
Moğol istilası
döneminde Kırşehir, Moğol ordularının yaylak ve kışlağı durumunda
idi. Kırşehir Muzaffer Muhammed'e verildikten sonraki dönemde Baba
ishak çevresinde toplanan Türkmen boylarının silahlanması üzerine
Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev 60.000 kişilik bir
orduyu yardıma çağırmıştır. Selçuklu ordusu Türkmenleri ve
başında bulunan Baba İshak'ı Kırşehir'in Malya ovasında yenilgiye
uğratmıştır (1240).
1243 Kösedağ
savaşından sonra Moğollar Anadolu'yu kesin bir şekilde
hakimiyetIeri altına aldılar Sultan II. Keyhüsrev, Şemseddin
İsvahhani'yi Moğol sultanı Batuhan'a elçi göndermiş, anlaşma
yapılmasını sağladığı için o Kırşehir ita amirliği ile
subaşılığına getirilmiştir. IV. Kılıçaslan zamanında Caca oğlu
Nureddin, 1262'de Kırşehir' subaşısı olmuştur. İl onun zamınında
çok gelişmiş, bayındır bir il haline gelmiştir. Caca oğlu Nureddin
Bey güvenlik ve barışa önem vermiştir. İlde Cacabey Medresesi ve
külliyesini kurmuştur. Memluk Sultanı Baybars 1277'de Anadolu'ya
gelerek Elbistan'da Moğolları yenilgiye uğratmış, Selçuklu
ordusunun bir bölümü bu savaş sırasında Memluklular'a katılmıştır.
Cacabey de, kardeşi ile Mısır Memluk Sultanı Baybars'a esir
düşmüştür. Baybars, esirleri serbest bırakınca Cacabey Kırşehir'e
dönmüştür.
Cacabey, Türk
halkını koruması, yüksek bir ahlaka sahip olması özü-sözü pek
biri olması dolayısıyla Anadolu'da çok sevilmiştir. Öz Türkçe
konuşup Türk kültürünün ve eserlerinin Kırşehir ve Anadolu'ya
yayılmasına öncülük etmiştir. Cacabey XIII.yy.da Anadolu'da
yaşamış olan diğer Türk büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli, Mevlana
Celalettini Rumi ile de görüşmüş, hatta onların övgülerine bile
mazhar olmuştur.
Nureddin
Cacabey'in 1272'de Kırşehir'de kurmuş olduğu Cacabey Medresesi
onun adını ebedileştirmiştir. Bu medrese aynı zamanda bir
rasathane idi. Batı Türkistan'da Uluğ Bey'in rasathanesine ise
Selçuklular zamanında Kırşehir Cacabey rasathanesi de o derece
önemli idi. Bugün cami olarak kullanılan bu medresenin dış
köşelerinde sütunlar, uzay araçlarına benzetilmektedir. Cacabey
medresesinde eğitim tamamen Türkçe idi. Türk dilinin Fars kültürü
içinde erime tehlikesi altında bulunduğu sırada Cacabey, bir
kurtarıcı olarak Türklüğ'ü ayakta tutmuştur. Bu sebeple Ahi Evran,
Aşıkpaşa, Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Gülşehri gibi alim ve şairler
eserlerini öz Türkçe yazmışlardır. Bu nedenle Türk tarihinde
Cacabey'in önemi büyüktür. Cacabey, Rum tekfurları ile yaptığı bir
çarpışmada şehit düşmüştür (1301). Türbesi Cacabey Medresesi
yanındadır.
Selçukluların
başına II. Mesut'un geçtiği dönemde İlhanlı komutanı Baycu Noyan,
Anadolu'da bağımsız davranıyordu. Malya ovasında 300.000 kişilik
bir ordu Baycu Noyan'ı yenilgiye uğratmıştır. Bundan sonra
Kırşehir ve çevresi yakılıp, yıkılmıştır. Ülke dörde ayrılmış;
Kırşehir ve yöresi Şerafettin Osman'a bırakılmıştır. Yöre halkı bu
dönemde vergilerin ağırlığından bunalmıştır. 1317'de İlhanlı
hükümdarının kardeşi Timurtaş Anadolu'da düzeni sağlamış ve
1322'de bağımsızlığını ilan etmiştir. Timurtaş, Anadolu karışınca
Memlükler'e sığınmıştır.
9 . Beylikler
Dönemi
Kırşehir 1365'de
Eretna Beyliği'nin hakimiyetine girmiştir. 1381 'de Kırşehir
yöresinde yaşayan Tatar boylarından Samağarlılar, Türkmenler'in
otlaklarına saldırdıklarını iddia edince, Kadı Burhanettin, Emir
Pir Ali ile Seyidi Hüssam komutasında bir ordu göndererek
Türkmenler'i cezalandırmıştır. 1389'da Mürüvvet Bey, Kırşehir'i
ele geçirerek Kadı Burhanettin'e vermiştir. 1389'a gelindiğinde
Yıldırım Beyazıd, kendisine karşı ittifak kuran Kadı Burhanettin
ile Candaroğlu Süleyman Paşa üzerine yürümüştür. Kadı Burhanettin
savaşmak istemediğinden Kırşehir yöresine çekilmiştir. Kırşehir
Valisi Adil Şah'ın teklifiyle kentin surlarını onartmıştır.
Timur'un 1394'de
Anadolu'ya geldiği sırada, onu destekleyen Karamanoğulları
Kırşehir'e saldırarak, şehri yağmalamışlardır. 1396'da Timur'un
geri dönmesi üzerine Kadı Burhanettin, Karamanoğulları'nın üzerine
yürüyerek onları cezalandırmıştır. Kadı Burhanettin öldürülünce
Kırşehir halkı şehri Yıldırım Beyazıd'a vermiştir. Bu sıralarda
Beyazıd'a sığınan Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, kendisini
Timur'a teslim edileceğinden endişe edince Kırşehir ve çevresini
yağmalamıştır. Timur 1402'de Ankara savaşında Yıldırım'ı yenmesi
üzerine Kırşehir, Karamanoğullarına verilmiştir.
Anadolu'da
Fetret Devri (1402-1413) yaşanırken Karamanoğlu Mehmet Bey, Çelebi
Mehmet'ten yardım istemiştir. Şimdiki Çayağzı kasabasında Cemele
kalesinde görüşmüşlerdir. Karamanoğulları ve Dulkadiroğulları'nın
saldırısına uğrayan, yağma edilen ve zamanla eski canlılığını
yitiren Kırşehir, II. Murat döneminde (1402-1451)
Osmanlılar'a kesin olarak bağlanmıştır.
10 - Osmanlı
Dönemi
Anadolu'da
Osmanlı egemenliğinin kesin olarak kurulmasından yani Fatih Sultan
Mehmet'in Anadolu Türk birliğini sağlamasından sonra Kırşehir'de
Celali isyanları dışında XIX.yy.ın sonlarına kadar kayda değer
önemli olaylar görülmez,
Osmanlı
Devleti'nin kuruluşunda Ahiliğin büyük rolü olmuş, düzenli ordunun
yani Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşu sırasında Hacı Bektaş Veli'nin
etkileri görülmüştür. Yeniçeriler Hacı Bektaş'ı "Pir" olarak kabul
etmişlerdir. Katip Çelebi Seyahatnamesinde; Kırşehir için, havası
güzel bir sahrada kurulduğunu, üzerinde bir kalesi olduğunu
yazmaktadır.
1527'de Hacı
Bektaşi Veli'nin torunlarından Kalender Çelebi Ankara-Kayseri
yöresinde ayaklanmıştır. Bu ayaklanma büyüyünce Kanuni Sultan
Süleyman, Sadrazam İbrahim Paşa komutasında bir orduyu 1528'de
Kırşehir yöresine yollamıştır.
1560'lı yıllara
gelindiğinde Anadolu'da yoğun bir kargaşa daha yaşanmıştır. Halkı
zorla soyan Hakibe Sührap adlı eşkıyaları cezalandırmak için
Kanuni Kırşehir beyi Memiş Bey'e emir vermiştir. Fakat durum, yani
halktan zorla vergi toplandığı Kırşehir kadısının İstanbul’a
gönderdiği mektuplardan anlaşılmaktadır. 1580'de Kırşehir'de bazı
medrese öğrencilerinin ayaklandığı görülmüştür. Bu öğrencileri
cezalandırmak için Çıkartılan ferman, bazılarının işine gelmiş,
bunları fırsat bilen bir kısım görevliler halka zulmetmeye
başlamıştır. 1584'de bu ayaklanmayı bastırmak için gönderilen
Mısır valisi Şehzade Mehmet'in adamları bir çete oluşturarak
Kırşehir'deki köyleri basmıştır ve suçsuz insanları öldürerek mal
ve paralarına el koymuşlardır.
1604-1605'de
Hızır isimli bir eşkıya 500-600 kişilik bir güç ile Niğde ve
Kırşehir sancaklarını istila edip, yağmalamıştır. Onun
öldürülmesinden sonra yerine geçen Bıyık Ali'de, Kuyucu Murat
Paşa'nın Celali isyanlarını bastırmak için çıktığı sefere kadar,
bölgede zulüm ve baskısını sürdürmüştür. Yine ünlü Celalilerden
Tavıl Ahmet Paşa'nın kardeşi olan Meymun, çevresine topladığı
7.000 kişi kadar bir kuvvetle Kırşehir ve çevresini talan
etmiştir. Kuyucu Ahmet Paşa, Meymun ve adamlarını yenilgiye
uğratarak öldürmüştür (1607).
Devlet otoritesinin zamanla zayıflaması "ayanları" ortaya
çıkarmıştır. Ayanlar Kırşehir ve dolaylarında da etkili olmuştur.
Bunlardan Çapanoğulları Kırşehir'de de etkili olmuştur. Devlet
ise, ülke düzeninin sağlanması ve asker toplanmasında ayanlardan
yardım istemek zorunda kalmıştır. 1797 sonunda Vidin ayanı
Paspanoğlu Osman ayaklanınca, devlet Çapanoğlu Süleyman Bey'den
yardım istemiştir. O da Kırşehir ve yöresinden asker toplamıştır.
1799'da Fransızları Mısır'dan çıkarmak için yapılan hazırlıklar
sırasında Çapanoğlu Süleyman Bey'in 1866'da başlayan Osmanlı-Rus
savaşına asker göndermesine karşılık, II. Mahmut, Süleyman Bey'e
1808'de Şarkikarahisar sancağı, 1810'da Kayseri sancağı
mütesellimliğini, 1811 'de Kırşehir sancağı mütesellimliğini
vermiştir.
Kırşehir XIX.yy.
ortalarında önemini yitirmiş ticaret yolları üstünde küçük bir
durak yeri haline gelmiştir. Bu sıralarda nüfusu yaklaşık 3500
kadardır. Yüzyılın sonlarına doğru Ankara iline bağlı sancak
merkezi halindeki şehrin nüfusu 8.462 olarak gösterilmektedir.
Kırşehir kazası merkez kazadır. 185 köy Kırşehir'e bağlıdır. Bu
dönemde Kırşehir'de 4 medrese, 1 idadi, 1 rüştiye, 2 iptidaiye,
mahalle ve köylerde 25 sıbyan mektebi ve 1 Ermeni mektebi vardır.
1603 ev, 10 han, 600 dükkan, 6 kahve, 25 cami, 19 mescit, 1
kilise, 1 kışla 1 depo, 1 cephanelik bulunmaktadır. İdadi mektebi
1889'da yapılarak eğitime açılmış, 1903'de bir tadilat gördüğü
belirtilmektedir.
Osmanlının ilk
dönemlerinde Kırşehir, Karaman eyaletine bağlı bir sancak
durumundadır. 1867'de sancak haline gelmiştir. 1902'de Ankara'ya
bağlı bir sancak olan Kırşehir'e Avanos, Keskin ve Çiçekdağı
ilçelerinin bağlı olduğu görülmektedir.
Kırşehir 1874'de
büyük bir kıtlıkla karşılaşmıştır. 15 Mayıs 1874'de İstanbul’da
yayınlanan Basiret Gazetesi, Kırşehir'den gönderilen mektuplara
dayanarak; köylünün,kıtlıktan ölmüş hayvan, ağaç kabuğu ve ayrık
otu yemek zorunda kaldığını yazmaktadır.
11 - Yakın
Tarih Döneminde Kırşehir
Kırşehir 1921
'de bağımsız mutasarrıflık haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde
il merkezi olmuştur. 1924'te Kırşehir'e; Avanos, Çiçekdağı,
Hacıbektaş ve Mucur bağlanmıştır. 1944'de Kaman da ilçe haline
gelince, Kırşehir'in ilçe sayısı beş olmuştur.
20 Temmuz 1954
tarih ve 6429 sayılı kanun, Nevşehir'i il, Kırşehir'i de ona bağlı
bir ilçe haline getirmiştir. Çiçekdağı Yozgat'a, Kaman Ankara'ya,
Hacıbektaş, Avanos ve Mucur ise Nevşehir'e bağlanmıştır. 1 Temmuz
1957'de çıkarılan 7001 sayılı kanunla Kırşehir yeniden il
olmuştur. Bu yeni düzenlemede Kırşehir'e Çiçekdağı, Kaman ve
Mucur bağlanmıştır. Hacıbektaş ve Avanos ise Nevşehir'e dahil
edilmiştir. Akpınar (1987), Akçakent (1990), Boztepe (1990)
yılında Kırşehir'in yeni ilçeleri olmuştur. Halen Kırşehir'e
bağlı yedi ilçe vardır.
MUSTAFA KEMAL
PAŞA VE TEMSİL HEYETİ’NİN KIRŞEHİR’E
GELİŞİ VE
FAALİYETLERİ
1 - Mustafa
Kemal Paşa'nın Kırşehir'e Gelişi Öncesinde Kırşehir ve Yöresinde
Durum
Mondros Ateşkes
Antlaşması'ndan sonra ülkenin genelinde olduğu gibi Kırşehir
yöresinde de halkın, genel bir karamsarlığa düştüğü, böylesine
ağır şartlar taşıyan antlaşmanın gelecekte daha büyük tehlikeleri
beraberinde getireceğini düşündüğü ve bu nedenle gittikçe yaklaşan
kötü günleri göğüsleyebilmek için bir takım çareler, çıkış
yolları aradığı görülmektedir. Kırşehir halkı, dernek ve cemiyet
çalışmalarını hızlandırarak, Milli Mücadele ve hazırlık
çalışmalarına başlamış, böyle bir ortamda, İstanbul Hükümeti'nin
teslimiyetçi anlayışına karşı çıktığı gibi, çevresinde ortaya
çıkan isyancılara karşıda gereken tepkiyi göstermiştir.
Kırşehir halkı,
yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan M. Kemal Paşa'yı,
Samsun'a çıkışından itibaren, Milli Mücadele yolunda yapmış olduğu
tüm faaliyetlerini, her türlü haberleşme ve ulaşım
araç-gereçlerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde, bütün
çalışmalarını olabildiğince yakından takip ediyordu. Nitekim
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gelişleri
sırasında Kırşehir halkının, göstermiş olduğu sıcak ilgi ve
bağlılıktan, ülkenin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak
kavramış olduklarını anlayabiliyoruz.
Mustafa Kemal
Paşa ve Temsil Heyeti'nin Sivas Kongresi'nden (04-11 Eylül 1919)
sonra Ankara'ya varmak için izlenecek yolun planlanması, Sivas'ta
Hüsrev Bey (Berlin Elçisi) tarafından önceden yapılmıştı. Bu
planda öngörülen konaklama yerleri, yalnız yolculuk gereği
uğranılması zorunlu olan yerler olmayıp, Mustafa Kemal Paşa'nın
Milli Mücadele'nin gerçekleşmesinde düşündüğü bir planın gereği
idi. Ankara yolculuğu için Hüsrev Bey tarafından hazırlanan genel
program Mustafa Kemal Paşa'ya sunulduğunda, Mucur'dan
Hacıbektaş'a gitmenin de mecburi olduğunu, ancak Mucur'a
varıncaya kadar bu durumun gizli tutulması gerektiğini
bildirmiştir.
Zira
Hacıbektaş’ta Mustafa Kemal Paşa için çok önemli bir kişi
oturuyordu ve İstanbul’a da dirsek çevirmiş bulunuyordu. Ankara
Kalesi'nin yanı başında, kendiliğinden meydana gelen bu güç,
elbette görülmeye, ilgilenilmeye değerdi. Şüphesiz ki, bu plan
yapılırken askeri ve siyasi ortam da dikkate alınmıştır. Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Ankara yolu üzerinde bulunmayan
Hacıbektaş'a yönelmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın siyasi ve askeri
planının bir gereğidir. Kayseri'den sonra doğrudan Hacıbektaş'a
gitmeyip Mucur'a kadar geldikten sonra tekrar dönmeleri ise, o
tarihlerde doğrudan Hacıbektaş'a giden otomobillerin geçebileceği
bir yolun bulunmamasındandır.
Bilindiği gibi,
Sivas-Ankara yolunun izlenmesi bir rastlantı değildir. Çünkü M.
Kemal Paşa, hayatı boyunca yapacağı işleri hep önceden planlamış
ve amaca ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmıştır. Nitekim, bu yolu
seçerken de şu hususları göz önünde tutmuş olması muhtemeldir.
Birincisi; Sivas-Ankara yolu, Anadolu'nun ortasında ve merkezi
konumdadır. Milli Mücadele için ihtiyaç duyulabilecek kaynağı
düzenli olarak üretmeye uygun olan bu yolun işgal edilme ihtimali
de coğrafi açıdan çok zordur. ikinci olarak; bu bölgedeki yerleşik
birimlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve dernekler çok
etkin bir şekilde çalışmaktadırlar.
Yukarıdaki
görüşleri doğrular biçimde Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, bu bölgedeki
milli faaliyetler için şunları belirtmektedir: "Kayseri ve
Kırşehir gibi Orta Anadolu'nun önemli şehirleri ile
civarlarındaki milli teşkilatların durumunu yerinde incelemek
üzere uğramış, Kayseri ve Kırşehir yörelerindeki gerek
teşkilatlardaki gelişmeleri ve gerekse milli heyecanı memnuniyetle
görmüştüm." Türk devlet geleneğinin bir gereği olarak bu yöre
halkının benliğine yerleşmiş olan padişah ve halifeye bağlılık ve
sevgiyi, İstanbul Hükümeti, Ankara Valiliği aracılığı ile kendi
yararları için kullanmaya çalışmışsa da, yöre halkının kuvvetli
önsezisi ve çok yüksek bir milli bilince sahip olması sayesinde
başarıya ulaşamamıştır. İstanbul Hükümeti tarafından 16.09.1335
(1919) tarihinde Konya'da bulunan 12. Kolordu Komutanlığı'na
gönderilen yazıda; Mucur Kaymakamı ve Kırşehir Mutasarrıfı'nın
Hacıbektaş'a gelerek: "...Çelebi Efendi ile tekkesinin babalarını
teslih için iğfalat ve teşfikatta bulunmuşlar ise de nail-i emel
olamayarak avdet ettikleri..."nin belirtilmesi, İstanbul
Hükümeti'nin bu bölgede açık bir şekilde çalışma yaptığını, ancak
başarılı olamadığını göstermektedir.
Böylece Ali Fuat
Paşa da, bu bölgede İstanbul Hükümeti'nin faaliyetlerinin
olduğunu şu sözleri ile doğrulamaktadır: "Birkaç ay evvel Ankara
Valisi Muhittin Paşa'nın burada çevirmek istediği entrikalar
tamamen boşa çıkmış, Kırşehir halkı milli davaya sadakatini ispat
etmiştir."
Özetle, Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerine 21-26 Aralık 1919 tarihleri
arasında, Kırşehir'de geçirdikleri beş gün boyunca gösterilen ilgi
ve destek, Kırşehir halkının Milli Mücadele konusundaki olumlu
yaklaşımını ve duyarlılığını açıkça ortaya koymaktadır.
2 - Milli
Mücadele Öncesinde Kırşehir ve ilçelerinde Kurulan Milli Dernek ve
Cemiyetler
Milli Mücadele
yıllarında Kırşehir'de kurulan dernek ve cemiyetlerde aktif olarak
çalışan Lütfi Müfit Bey, daha önce Mustafa Kemal Paşa ile Şam'da
bulunmuş ve Mustafa Kemal Paşa'nın, II.Abdülhamit’in baskıcı
yönetimine karşı burada kurduğu "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni
desteklemiştir.
Lütfi Müfit Bey
Şam'da, M. Kemal Paşa ile son derece samimi ilişkiler içinde
bulunmuş ve samimiyetlerini, birlikte çektirdikleri bir resim ile
ebedileştirmişlerdir. Bu samimiyet uzun yıllar devam etmiş ve
soyadı kanununun kabulünden sonra Lüfti Müfit Bey'e "Özdeş" soyadı
M. Kemal Paşa tarafından bizzat verilmiştir.
Milli
Mücadele'ye hazırlık döneminde Kırşehir'deki etkili kişiler
arasında öğretmenlerin de önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz.
Mucur'da M. Kemal Paşa'nın karşılanması sırasında ailesi ile
birlikte törene katılan öğretmen Servet Fikret Hanım, Ömer Aydın
(Geç) Bey, Öğretmen Cevat Hakkı Tarım Bey, Habip Arıöz ve Tayyip
Bey gibi öğretmenler milli birlik ve beraberliğin oluşmasında
önemli roller oynayan seçkin kişiler olarak görülmektedirler.
Nitekim bu yurtsever kişiler, Kırşehir'deki dernek ve
cemiyetlerin çalışmalarında da aktif görevler üstlenmişlerdir.
a) Kırşehir
Gençler Derneği
30
Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri
gereğince terhis edilen asker ve subaylar yörelerine dönmüşler,
fakat Milli Mücadele'yi bırakmayarak işgal bölgelerinde başlayan
Kuva-i Milliye hareketine katılmışlardır. Kırşehir gibi henüz
işgalin söz konusu olmadığı yerlerdeki gençler ise, milli
egemenlik ve bağımsızlık gibi duyguların etkisi ile sosyal ve
siyasal çalışmalar yapmak istemişlerdir. işte, terhis edilerek
Kırşehir'e dönen ve yenilgiyi asla kabullenmeyen Kırşehirli
gençler, 1918 yılı Şubat ayında on kişilik bir heyetle "Kırşehir
Gençler Derneği" adıyla bir dernek kurarak derhal çalışmaya
başlamışlardır. Birinci Dünya Harbi sonrasında Kırşehir'de böyle
bir derneğin kurulması ve hemen çalışmalara başlaması, Mustafa
Kemal Paşa'nın Kırşehir'e gelişlerinde, dernek binasını
ziyaretleri sırasında, dernek yöneticilerinin Mustafa Kemal Paşa
tarafından övgüye değer görülerek takdir edilmelerine neden
olmuştur. Nitekim Mustafa Kemal Paşa bu takdirlerini, dernek
hatıra defterini kendi el yazılarıyla imzalayarak belgelemiştir.
Kırşehir Gençler
Derneği'nin yöneticileri ise, Reis Garipoğlu Reşat (Özdeş), Genel
Sekreter Mustafa Hilmi (Nural), Muhasip Üye Mehmet Fevzi (Saçak),
Üye Cevat Hakkı Tarım, Üye Mehmet Tayyip (İhtiyaroğlu), orman
memuru Katıcıoğlu Ahmet Bey, vergi dairesi veznedarı M. Sıtkı
(Doğu) Bey ve daha dört kişiden meydana geliyordu. Bu dernek;
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden (15 Mayıs 1919)
itibaren başlayan saldırı ve diğer siyasi gelişmeler konusundaki
haberleri, telgraf ve gazeteleri dernek binasına asıyor, halkı
bilgilendirerek aydınlatmaya çalışıyordu. Dernek üyeleri, gerek
kendi aralarında, gerekse halka karşı düşüncelerini şöyle ifade
ediyorlardı: "Bastığın toprak senindir, ona sahip ol. Bu toprak,
bütün Anadolu ve Rumeli'deki topraklarımızdır. Düşmana boyun
eğmek yok, istiklal uğruna ölmek var". Dernek, ülkenin genel
durumu hakkında halkın haber almak için sık sık uğradığı bir
merkez haline gelmişti. Bu dernek, Kırşehir halkı üzerinde milli
duyguların gelişmesinde, vatan ve bağımsızlık konusunda ve
Mustafa Kemal Paşa'ya gösterdikleri bağlılıkla, Kırşehir halkının
Milli Mücadele'ye destek olmasında önemli bir rol oynamıştır.
b)
Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Kırşehir
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Müftü Halil (Gürbüz) Bey başkanlığında
kurulmuştur. Reis Halil (Gürbüz) Bey başkanlığındaki bu cemiyet,
ilk önce çalışmalarını Medrese binasında yürütmeye başlamış, daha
sonra Kale'deki idadi (Lise) binasında sürdürmüştür. Bu cemiyetin
şube reisi Haydar Bey olup, cemiyet, Ömer Aydın (Genç), Mehmet
Ağa, Nurullah Efendi, Hacı Nuri Efendi, Molla Mustafa (Akça) ,
Hacı Hidayet Efendi gibi üyelerden oluşuyordu. Cemiyet, Kırşehir
ve yöresinde milli mücadeleye tam destek vermiş ve kendi
bölgesinde son derece etkili bir çalışma yürütmüştür. Cemiyet
üyeleri, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e
gelişleri sırasında her türlü çalışmayı yaparak, Milli Mücadele
önderliğinin o günün şartlarına göre en uygun şekilde
ağırlanmasını sağlamışlardır. Buna ek olarak, Kurtuluş Savaşı
sırasında ihtiyaç duyulan malzeme ve teçhizatın toplanmasını,
devlet düzeninin olmadığı bir ortamda sivil ve askeri işlerin
başarıyla yürütülmesini sağlamıştır. Ayrıca, İstanbul Hükümeti
yanlısı olarak görev yapan Ankara Valisi Muhittin Paşa'nın
Kırşehir'e müdahale etmesini önlemişler ve halkın milli mücadele
bilincini sürekli olarak canlı tutmuşlardır.
c)
Mucur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Mucur
Kaymakamı A. Cevat (Akın) Bey'in başkanlığında kurulmuş bir
cemiyettir.Bu cemiyet Kaymakam Cevat Bey'in başkanlığında,
Belediye Reisi Derviş (Dündar) Ağa, Ağa'nın Mustafa (Aksoy Efendi,
Hacı Fakı'nın Nari (Sarıoğlu) Efendi, Köse Vaizi'nin Ahmet (Canatan)
Efendi, Hacı Şakir'in Süleyman Efendi tarafından kurulmuştur. Bu
cemiyet ilk iş olarak, İstanbul’da bulunan Damat Ferit Paşa
Hükümeti'ni tanımadıklarını bildiren bir telgrafı, Ahmet Canatan
imzasıyla Bab-ı Ali'ye göndermiştir. Cemiyet üyeleri köylere kadar
giderek, cemiyetin şubelerini açmaya ve ülkenin içinde bulunduğu
durumu anlatmaya çalışmışlar, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil
Heyeti'ne içtenlikle destek vermişlerdir. Mucur Kaymakamı ve
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi A. Cevat Bey'e bu tür
çalışmalarından dolayı, önce Mucur'da ve daha sonra da görev
yaptığı Sungurlu'da "Fahri Hemşehrilik" verilerek
onurlandırılmıştır. Ayrıca kendisine, Kurtuluş Savaşı’ndaki üstün
gayret ve çalışmalarından dolayı "Kırmızı Şeritli İstiklâl
Madalyası" verildiği de ifade edilmektedir.
Mucur'da
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nden başka, İzmir’in işgali üzerine
Mucur'dan çekilen bir protesto telgrafında, "Mucur Cemiyet-i
İslamiye Milli Heyeti" adıyla bir başka cemiyetten bahsedilmekte
ise de, böyle bir cemiyetin varlığına dair başkaca bir kaynağa
rastlanamamıştır.
d) Kaman
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Bu cemiyetin
başkanı, yörede Bektaş Oğlu Ali diye tanınan Hacı Ali Bektaş
Ağa'dır. Bu cemiyet, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin 25
Aralık 1919'da Kaman'da karşılanması çalışmalarını yürütmüş,
Mustafa Kemal Paşa da o gece cemiyet reisi Hacı Ali Bektaş Ağa'nın
evinde misafir olmuştur.
Kaman Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti de Anadolu'da başlayan milli mücadeleye destek
olmuş ve Kaman halkında milli birlik ve beraberlik duygularının
gelişip pekişmesine de yardımcı olmuştur.
e) Çiçekdağı
ilçesinde Milli Faaliyetler
Çiçekdağı
ilçesinde de bir milli örgütlenmenin olduğu ve Çiçekdağı halkının
"Vatanımızda bir fert kalıncıya kadar ve memleket harabe zar halini
alıncaya kadar devamla ve saadet-i millimiz uğruna çalışmaya
azmettik" şeklinde bir ifadenin, irade-i Milliye gazetesinde yer
almış olmasından anlaşılmaktadır. Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Alp
Efendi de milli mücadele yanlısı olduğundan Yozgat ve dolaylarından
başlayarak, Mecidiye (Çiçekdağ) sınırına kadar yayılan Çapanoğlu
isyanına karşı yörenin huzur ve güvenliğini sağlama yolunda
gösterdiği üstün gayret nedeniyle, Mustafa Kemal Paşa tarafından
gönderilen bir telgrafla tebrik edilmek suretiyle
onurlandırılmıştır. Bu arada T.B.M.M. Hayrullah Bey'den, asker
toplayarak beldenin güvenliğini de sağlamasını istemiş ve
Mecidiye'yi kendisine emanet etmiştir. Ayaklanma bölgesi Yozgat'a
sınır olan Mecidiye ilçesinin Belediye Başkanı Necip Bey, 14 Haziran
1920'de isyancıların Çiçekdağı'na yürümeleri üzerine, ilçede
bulunan otuz üç jandarma ile asileri durdurmanın mümkün olmadığını,
bir subay ve bir erin dışındaki jandarmaların kaçtığını, bölgeye
Nevşehir jandarmasının yardıma gelmesini veya halktan milli
kuvvetler kurulmasının gerektiğini belirten bir telgrafı Genel
Kurmay Başkanlığı'na çekmiştir.
Çiçekdağı Belediye
Başkanı Necip Bey'in bu telgrafına karşı, TB.M.M. Reisi Mustafa
Kemal Paşa, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ismet Paşa imzası ile
gönderilen 16/17.06.1336 (1920) tarihli telgrafta: "Mecidiye
Belediye Reisi Necip ve Müftü Hayrullah Efendilere:
"Salâ bet ve
metanetinize ve memleketi muhafazada gösterdiğiniz sebat ve gayrete
teşekkür ederiz. Araca şayan-ı itimat kimselerden miktar-ı kafi
jandarma kayd ediniz ve mesarifini mal sandığından veya bir mahalden
istikraz ederek tesviye ediniz. Devletin borcudur. Hemen tesviye
olunacaktır.
Kaymakamlığı
vekaleten biriniz deruhte eyleyiniz. Yıldığınız ustanın ne kadar
kat' i bir surette te'dib olunduğunu bir iki günde görülecek ve
zât-i âlileri Mecidiye büyükleri gibi kemal-ı metanet ile hareket
edenlerin kadr ve şerefi anlaşılacaktır. Telgraf teli ile irtibatı
muhafaza ederek her altı saatte bir vilayete ahvalden ma'lumat
veriniz" emri verilmiştir.
Telgraf metninden
anlaşılacağı üzere, Çiçekdağı Müftüsü Hayrullah Bey'den kaymakam
vekilliği görevini de yapması istenmekle, Milli Mücadele'ye
Çiçekdağı beldesi adına yetkili olarak destek olması sağlanmış
oluyordu.
Yozgat ve
yöresinde başlayan Çapanoğlu isyanının büyüklüğü ve gerekli önlem
alınmadığı takdirde Çankırı ve Çorum'a kadar da yayılabileceği
hususunda 16 Haziran 1920'de Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet
(İnönü) bu ayaklanmaları bastırmak için o sırada Çerkeş'te bulunan
Albay Refet (Bele) Bey'e yazdığı telgrafta: "Yozgat düştükten sonra
Çorum ve Çankırı'nın da tehlikeye düşmesi muhtemeldir. Bunlar da
düşerse kargaşalık çok genişlemiş olur. Çerkeş'te toplanan kuvvetle
Çankırı'ya hareket gereklidir. Ne vakit hareket edeceğinizi
bildiriniz. Ethem kuvvetleri 18 Haziran akşamı Ankara'da
toplanabileceklerdir" diyerek isyanın boyutları hakkında
aydınlatıcı bilgiler vermektedir.
Yozgat'taki isyan
konusunda ise Kırşehir Milletvekili Rıza Bey ve Trabzon
Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey 17 Haziran 1920 tarihinde
TB.M.M.'ne gönderdikleri ortak telgrafta: "Yozgat ayaklanması Ankara
Valisi Yahya Galip Bey'in idaresizliği, belki de düzenlediği fesat
yüzünden çıkmıştır" diyerek, bu konudaki görüş ve düşüncelerini dile
getirmişlerdir.
Yozgat'taki
Çapanoğlu isyanının bastırılması hakkında Genel Kurmay Başkanı
İsmet (İnönü) Bey'in Çerkez Ethem Bey'e yazmış olduğu telgrafta: "Akdağ
Madeni, Yozgat, Alaca isyancıların; Yenihan, Tokat, Mecitözü,
Çorum, Sungurlu, Keskin ve Mecidiye bizim elimizdedir" demektedir.
Böylece Çapanoğlu Celal Bey'in başında bulunduğu isyancıların,
Kırşehir'de taraftar bulamadığı ve Çiçekdağı sınırlarında
durdurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bu sırada isyan i bastırmak
için bölgeye gelen Kılıç Ali Bey'e, Çapanoğlu Celal Bey tarafından
gönderilen mektupta; "Halife ordusunun maksadı Mustafa Kemal ile
yedi arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir Mebusu M. Rıza Bey ile temas
ve muhabere halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara'ya yürüyeceğiz"
şeklinde bir ifade kullanmışsa da, bu ifadenin doğruluk derecesi
şüphelidir. Çünkü, Kırşehir Mebusu Rıza Bey, TB.M.M. tarafından
Trabzon Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey ile birlikte, bu isyanın
genel durumu hakkında tespitlerde bulunmak üzere bölgeye
gönderildiği gibi, TB.M.M. Başkanlığı'na çekmiş oldukları telgrafta,
isyanın büyümesinin sorumlusu olarak Ankara Valisi Yahya Galip Bey'i
göstermişlerdir.
Görüldüğü gibi
Çiçekdağı halkı; Müftüsü (Kaymakam Vekili) ve Belediye Başkanı ile
isyana, isyancılara karşı koymuş, TB.M.M.'nin yanında yer almış ve
Kırşehir üzerinden Ankara'ya yürümek isteyen Çapanoğlu'nun
planlarını bozarak başarısız kalmış, böylece milli mücadelenin
kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.
3 - Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Kırşehir'de
Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti siyasi olaylara daha yakın olabilmek
için batıdaki bir yeri şehir merkezi yapmak istiyordu. Bu nedenle
konu, 16-29 Kasım tarihleri arasında Sivas'ta "Komutanlar
Toplantısında" tartışılmış, Ankara, Konya, Eskişehir üzerinde
durulmuş, sonunda İstanbul’a bir demiryolu ile bağlı bulunan ve
milli teşkilatı kuvvetli olan Ankara bu husus için en uygun şehir
olarak kabul olunmuştur.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti Sivas Kongresi'nden sonra (04-11 Eylül 1919) Sivas
Lisesi önünde toplanan binlerce atlı, arabalı ve yayadan oluşan
Sivas halkının coşkun sevgi gösterileri arasında üç otomobillik bir
konvoyla 18 Aralık 1919 tarihinde yola çıkmıştır. Heyetin,
Sivas'tan, merkezi Sivas'ta bulunan "Anadolu Kadınları Müdafaa-i
Vatan Cemiyeti" öncülüğündeki Sivaslı kadınlar tarafından coşkuyla
uğurlanışı, Anadolu halkının bağımsız yaşama arzu ve isteğinin
canlı bir göstergesidir.
Yeni Türkiye
Cumhuriyeti'ni kurma azim ve kararı ile yola çıkan ve Temsil Heyeti
diye anılan bu çekirdek kadronun, son derece kısıtlı imkanlarla
hareket ettiği görülmektedir. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte; Rauf
Bey, misafir olan Alfred Rüstem Bey, Şeyh Fevzi Efendi, Hakkı Behiç,
Yaver Muzaffer ve Cevat Abbas, Yüzbaşı Bedri Bey, Genel Katip Hüsrev
Bey (Berlin Elçisi) Doktor Refik (Saydam), Mazhar Müfit (Kansu)
Bey'lerden oluşan heyet, ikisi dolma lastikli olmak üzere üç
otomobil ile yola çıkmıştır. Heyet üyeleri mevcut paraları ile ancak
yirmi yumurta, bir okka (1283 gr.) peynir ve on ekmek
alabilmişlerdir. Yolculuk için gereken bin liradan daha az miktarda
parayı da Osmanlı Bankası'nın Sivas şubesinden borç olarak temin
etmişlerdir.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti Sivas-Kayseri yolunda, büyük sıkıntılar çekerek 19
Aralık 1919 Cuma günü akşam üzeri Kayseri'ye ulaşmıştır. Kayseri'de
imam zade Reşit Ağa'nın evinde iki gece misafir olan Mustafa Kemal
Paşa, şehirde kaldığı sürece Kayseri'nin ileri gelenleri ile
görüşmüş ve Kayserililer’in Kuva-i Milliyeci, fedakar ve vatansever
insanlar olduklarını ve Milli Mücadele için her türlü desteğe hazır
bulunduklarını memnuniyetle görmüştür.
21 Aralık Pazar
sabanı 9.00 sıralarında Kayseri'den hareket eden heyet, öğle üzeri
Himmetdede Köyü'ne (şimdi ilçe) ulaşmış ve kısa bir ara verdikten
sonra Mucur'a varmak üzere hareket etmiştir.
a)
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Mucur'a Gelişleri
XX. Kolordu
Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile Amasya'da
görüştükten sonra, kolordu merkezi olan Ankara'ya dönerken
Çorum-Yozgat-Mucur-Kırşehir yolunu izlemiş, Mucur'da iken Mucur
ileri gelenlerine; "üç gün sonra gelecek olan paşalara karşı
çıkınız" diyerek, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ni
karşılamaları ve destek olmaları gerektiğini belirtmiştir. Zaten
Mucur Belediye Başkanı Derviş Dündar Bey'in Mustafa Kemal Paşa'ya
çektiği bir telgraf ile, Ankara'ya geçerken Mucur'a da teşrif
etmeleri istenmiş, Mustafa Kemal Paşa'da bu davete: "...geçerken
uğrayacağım, alakanıza teşekkür ederim" şeklinde cevap vermiştir.
Kayseri-Himetdede'den
hareket eden Mustafa Kemal Paşa ile Temsil Heyeti'ne Himmetdede.,-Mucur
arasında bulunan Topaklı Köyü (şimdi ilçe) sınırına kadar Kayseri
atlıları, Topaklı'dan sonra ise Kırşehir atlıları rehberlik
etmiştir. Aralıklarla yağan kar ve yağmurdan tamamen çamurlaşan
yolda güçlükle ilerleyebilen heyet, ancak 21 Aralık Pazar günü saat
20.30'da Mucur'a gelebilmiştir.
Mucur Kaymakamı
Cevat Bey, heyetin Yenice Çiftliği'nden sonra Hacıbektaş'a
gideceğini sanmasından dolayı herhangi bir hazırlık yapamamıştır.
Heyet, yol yorgunluğuna rağmen kaymakamlık binasına davet edilen
Mucur ileri gelenleri ile ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında
genel bir görüşme yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, geceyi kaymakamlık
binasında, heyet üyeleri de Mucur ileri gelenlerinin evlerinde
geçirmiştir. Sabah iki otomobil ile Hacıbektaş'a hareket eden
heyet, öğle üzeri Hacıbektaş yakınındaki Yenice Çiftliği'nde
Hacıbektaşlılar tarafından karşılanmıştır.
Hacıbektaş'ta
Anadolu Alevileri'nin önderi olan Çelebi Cemalettin Efendi ve
Hacıbektaş Dede postu Vekili Niyazi Salih Baba ile görüştükten
sonra 23 Aralık 1919 Salı günü tekrar Mucur'a dönen heyeti, bu kez
Mucurlular ile birlikte Kırşehir'den gelen atlılar Kurugöl Köyü
(şimdi belediyelik) mevkiinde karşılamıştır. Mucur Kaymakamı ve
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Cevat (Akın) Bey, Sivas Kongresi
kararlarından haberdar olduğu gibi, Sivas'tan yola çıkan heyetin
Mucur'a da uğrayacağını biliyordu. Nitekim Hacıbektaş'tan Mucur'a
dönmekte olan Mustafa Kemal Paşa ve heyeti için coşkulu bir tören
düzenlenmiştir. Bu törene katılmak için gelen 150 kadar silahlı
Mucur atlıları davul, zurna eşliğinde halkla birlikte Kurugöl
Köyü'ne kadar giderek, çiseleyen yağmur altında iki saatten fazla
bir süre heyeti beklemiştir. Mucur Belediye Reisi Devriş Ağa,
heyetin gelmekte olduğunu haber vermiştir. Kendilerini karşılamak
üzere Kırşehir ve Mucur'dan gelen coşkulu kalabalığı gören Mustafa
Kemal Paşa ve heyet üyeleri, otomobillerden inmişler ve halkı
selamlamışlardır. Kaymakam Cevat Bey, heyet üyelerine kazası adına
"Hoş geldiniz" demiş ve bu sırada Mucur'a geldiğinde şimdiki Ziraat
Bankası ve Hükümet Binası arasında kız ve erkek ilkokul öğrencileri
ile öğretmenleri bulunuyordu. Öğrenciler ellerinde eski harflerle
yazılmış: "Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Hoş Geldiniz" yazılı bir
pankart taşıyordu. Burada Mustafa Kemal Paşa öğrencilere ve
kalabalık karşılayıcılara: "Şimdiye kadar böyle içten bir
karşılamaya rastlamadım. Mucurlular sağolun. Vatan elden gidiyor.
EI ele verip düşmanlarımızı aziz topraklarımızdan kovacağız.
Parolamız silah başına" şeklinde bir konuşma yapmıştır. Karşılama
sırasında Kız İlkokulu Müdiresi Servet Fikret Hanım'ın 8-9
yaşlarındaki kızı Meliha tarafından Mustafa Kemal Paşa'ya bir demet
çiçek sunulmuş ve aşağıdaki şiir okunmuştur.
Takdime şitap
ettiğimiz şu çiçekler,
Mahsulü gülistan’ı
vatandır, ne saadet,
Devşirmesine
müftehiren verdik emekler,
Lütfeyle kabul et
efendim, eyle inayet.
İşte bu rûzu
mesadetle bâkemali iftihar,
Gülistane girip de
lâne verdi berkarar,
Desti
masumanemizle topladık birkaç çiçek.
Küçük kız
öğrencinin okuduğu bu şiire ve sunduğu çiçeğe teşekkür eden Mustafa
Kemal Paşa, gördüğü sıcak ilgiden dolayı Mucur halkına hitaben,
memnuniyetini belirten bir konuşma yapmıştır.
Karşılama
sırasında Okul Müdiresi Servet Fikret Hanım da Mustafa Kemal Paşa ve
Temsil Heyet'i üyelerine hitaben, Mucur'a gelmelerinden duydukları
memnuniyetlerini belirten bir konuşma yapmıştır. Mustafa Kemal
Paşa, Servet Fikret Hanım'a yağmurlu ve çamurlu bir günde
öğrencileri getirmesinden ve yapmış olduğu içtenlik dolu
konuşmasından dolayı duyduğu mutluluğu belirttikten sonra Servet
Fikret Hanım'a aşağıdaki takdirnarneyi vermiştir:
"Mucur Nümune-i
Nezahet Başmuallimesi Servet Fikret Hanımefendiye,
Heyetimiz namına
yapılan merasim-j istikbaliyeye şeref verecek suret-i muntazamada
iştirak buyurulan eser-i nezakete şahsen müteşekkir olduğumuz
gibi... şu küçük kasabada gördüğümüz asar-ı terakki bizleri cidden
mütehassıs etmiştir. Secayi tebrik olan mesai-yi aliyelerinizde
muvaffakiyetler temenni ederim efendim.
Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i
Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal Paşa
Mucur'da kaldığı sırada öğrencileri yanına çağırarak sıkça görüşmüş
ve onlarla yakından ilgilenmiştir. Bu görüşmelerden sonra: "Bu küçük
kasabada gördüğüm hürmeti ve çocuklarda gördüğüm zekayı hiçbir
yerde görmedim" diyerek, duygu ve düşüncelerini belirtmiştir.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti bu coşkulu karşılama töreninden sonra halkla
birlikte Kaymakamlık binasına gelmiş ve burada Mucur Müftüsü İsmail
Hakkı Efendi uzunca bir dua okuyarak Tanrı'dan başarılar dilemiştir.
Kaymakamlık
makamına Mustafa Kemal Paşa'dan sonra Mucur Belediye Başkanı Nuri
Bey'le birlikte, belediye meclisi üyelerinden Hacı Süleyman Bey,
Tevfik Bey, Hacı Emin Bey, Derviş Mehmet Bey ve Hayri Efendiler
gelerek, Mucur halkı adına "Hoş geldiniz" demişlerdir. Burada
Mustafa Kemal Paşa halktan, görüşmek isteyenleri kabul ederek,
dileklerini dinlemiş ve ülkemizin içinde bulunduğu durum hakkında
açıklamalarda bulunarak, ülkemizi ve milletimizi bekleyen
felaketleri anlatmıştır. Öğle yemeğini Kaymakamlık binasında yiyen
heyet, daha sonra Mucur ileri gelenlerinin ülkenin içinde bulunduğu
durumla ilgili sordukları soruları cevaplandırmıştır. Bu görüşmeler
sırasında Mucur halkından Mehmet Hayri Efendi'nin: "Paşa Hazretleri,
İstanbul’la fekk-i irtibattan bahsolunuyor. Bundan maksat nedir?"
diye sorduğu soruya Mustafa Kemal Paşa: "Mütareke ile elimizden
çıkan yerleri geri almak için" diyerek cevap vermiştir. Bu arada
Mucur'un pazarı münasebetiyle çevre köylerden haftalık alış-veriş
için Mucur'a gelenlerden Çanakkale Savaşları'na katılmış bir
askerin, Mustafa Kemal Paşa'yı cepheden tanı yarak, askerce
selamlaması ve elini öpmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın da; bu Çanakkale
Gazi'sine birliğini, hangi cephelerde bulunduğunu, köyünü, geçim
durumunu ve ailesi hakkında içtenlikle ilgilenerek sorular sorması,
orada bulunan halkın heyecanlanmasına ve duygulu anların
yaşanmasına neden olmuştur. Bu olay, Mucur halkının gözünde Mustafa
Kemal Paşa'nın daha da yücelmesine, halkın, Temsil Heyeti'ne tam
olarak güvenerek, samimi duygularla bağlanmalarına neden olmuştur.
21 Aralık 1919
Pazar akşamı saat 20.30'da Mucur'a gelen Mustafa Kemal Paşa ve
Temsil Heyeti, geceyi Mucur'da geçirmiş ve 22 Arlık 1919 Pazartesi
sabahı iki otomobil ile Hacıbektaş'a hareket etmişlerdir.
23 Aralık 1919
Salı gecesini Mucur'da geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti,
24 Aralık 1919 Çarşamba sabahı Kırşehir'e hareket etmiştir.
c) Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'de Karşılanışı
24 Aralık 1919
Çarşamba sabahı Kırşehir'e gelmek üzere Mucur'dan hareket eden
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti yağmurlu bir havada, şehir
girişinde bulunan Gölhisar yöresinde Kırşehir atlıları tarafından
coşkulu bir şekilde karşılanmıştır.
Daha önceden
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e gelmekte
olduklarını haber alan bazı Kırşehirli atlılar Topraklı'ya kadar
gitmişler, hatta ülkenin içinde bulunduğu kötü durumdan kaygılanan
duyarlı bir kısım Kırşehirliler de Mucur ve Hacıbektaş'a giderek
Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve fikir alışverişinde
bulunmuşlardır.
Ülkenin her
köşesinde olduğu gibi Kırşehir'de de, içinde bulunulan durum
hakkında her yerde sohbetler yapılıyor, yeni gelişmeler büyük bir
ilgi ile takip ediliyor ve Sivas Kongresi’nde alınan kararlar en
küçük yerleşim birimlerine kadar ulaştırılıyordu. Zaten Kırşehir
halkı Mustafa Kemal Paşa'yı Sivas Kongresi ile tanımış ve O'na güven
duymuştu. Kongre Heyeti'nin Kırşehir'e geleceği duyulur duyulmaz
hemen şehirde hazırlıklara başlanmıştır. Kırşehir Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti ile birlikte önceden beri çalışmalarını sürdüren ve Mustafa
Kemal Paşa ile aynı görüşleri savunan Kırşehir Gençler Derneği
mensupları da bu haberi büyük bir sevinç ve heyecanla karşılamışlar,
dernek üyelerinden M. Hilmi Bey şehir halkından yapılacak masraflar
için yardım toplamış, ertesi gün de Mustafa Kemal Paşa'nın ve Temsil
Heyeti'nin Kırşehir'e geleceğini çarşı esnafına duyurmuştur.Daha o
günlerde "Kurarıcı" gözüyle bakılan Mustafa Kemal Paşa'yı coşkulu
bir şekilde karşılamak için yapılabilecek her türlü hazırlık
tamamlanmaya çalışılmıştır.
Bu sıralarda
Kırşehir'de mutasarrıflık görevini vekaleten yürütmekte olan
muhasebeci Ali Hikmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin
Kırşehir'e geleceğini haber alır almaz, vergi dairesinde veznedar
olarak görev yapan M.Sıtkı (halk arasında Hacı Bey diye
bilinmektedir) Doğu ile birlikte karşılama ve uğurlama programını
son kez gözden geçirmişlerdir. Bu haber, resmi kurumlar ve sivil
halk arasında da çok hızlı bir şekilde yayılmıştır. Olumsuz hava
şartlarına rağmen herkes karşılama töreni için bir şeyler yapabilmek
düşüncesi ile harekete geçmiştir. M. Sıtkı (Doğu) Bey, karşılama
töreni için yapılan hazırlıkları şöyle anlatmaktadır:
- O zaman
Kırşehir'de mutasarrıf vekili muhasebeci Ali Hikmet Bey, ben ise
vergi dairesinde veznedar idim. Aynı zamanda Kırşehir Gençler
Derneği Yönetim Kurulunda üye olarak bulunuyordum. Mutasarrıf
Vekili Ali Hikmet Bey, vezne bölümündeki odama geldi Kapıyı sıkıca
kapattı ve sandalyesini masamın yanına yaklaştırarak oturduktan
sonra bana: "Hacı, kongre üyeleri Ankara'ya giderken buradan
geçecekler. Şereflerine uygun bir karşılama programı hazırlamak
lazım. Buna göre bir program hazırlarsınız. Gençler Derneği ile de
hemen temasa geçin dedi." Bu emir üzerine M. Sıtkı (Doğu) Bey
hazırlamış olduğu programı Ali Hikmet Bey'e göstererek onayını almış
ve hazırlanan bu program; Mutasarrıf Vekili A. Hikmet Bey,
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Müftü Halil Efendi ile birlikte
Kırşehir Gençler Derneği’nden Mustafa Nural Bey, Reşat (Özdeş) Bey
ve Necati Bey'den oluşan bir grup tarafından başarıyla
uygulanmıştır.
Kırşehir halkı,
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Mucur'dan hareket ettiğini
öğrenir öğrenmez önde atlılar olmak üzere, Mucur yönüne doğru yola
koyulmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'e
gireceği yol üzerinde bulunan Yenice Mahallesi'nin sokakları
Kırşehir halkı tarafından doldurulmuştur. Kırşehir halkı, Mustafa
Kemal Paşa'nın şahsında gelecekteki aydınlık günleri görüyordu. Bu
umutla halkın büyük çoğunluğu Kılıçlı Köprüsü çevresinde
toplanmıştı.
Mustafa Kemal Paşa
ve arkadaşlarını karşılamaya giden atlılar, bugünkü otobüs terminali
yakınında bulunan Koşu Yolu'nda, Kılıçlı Köprüsü çevresinde bekleyen
kalabalığı görünce, kalpaklarını sallayarak geliyorlar" diye haber
vermişlerdir. Kılıçlı Köprüsü'nde de yüz elli kadar atlı,
kuyrukları düğümlenmiş atları ile heyeti taşıyan otomobillerin
çevresinde cirit oynarken, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları
otomobillerden inerek halkı selamlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa
otomobilden yere iner inmez "tekbir" getirilerek, kurbanlar
kesilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti'ni karşılayan Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet Bey,
Mustafa Kemal Paşa ve heyete hitaben "Hoş geldiniz Paşa Hazretleri,
aziz misafirler" dedikten sonra, Kırşehir'in ileri gelenlerini ve
Gençler Derneği üyelerini Mustafa Kemal Paşa'ya tanıtmıştır. Mustafa
Kemal Paşa da memnuniyetini belirttikten sonra yol kenarındaki
tarlada cirit oynayan atlıları kısa bir süre seyretmiş ve daha sonra
Ali Hikmet Bey'e gösterilen bu ilgi ve yapılan hazırlıklar için
teşekkür etmiştir.
Kılıçlı
Köprüsü'nden itibaren halkla birlikte bir süre yürüyen Mustafa Kemal
Paşa'nın, başında bir kalpak, üzerinde de askeri bir elbise
bulunuyordu.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyet' i için geçtikleri yol üzerinde yaklaşık her iki yüz
metrede bir kurbanlar kesilmiştir. Heyet, şimdiki Gazi ilkokulu
önüne geldiğinde, okul müdürü Ömer Aydın Bey'in yönetimindeki
öğrenciler tarafından alkışlarla karşılamıştır. Bu sıcak ilgi
karşısında Mustafa Kemal Paşa otomobilden inerek, Ortaokul Müdürü
Ömer Aydın Bey'in yanına gelmiştir. Ortaokul Müdürü Ömer Aydın Bey,
Mustafa Kemal Paşa'yı öğrencilerine; "Aziz yurdumuzu çizmeleri ile
kirleten düşmanı kovmak için canlarını ortaya kuymuş, tarihin en
şanlı sayfalarına giren milli kahramanlarımızdandır. Onları size
tanıtmakla bir ders daha vermiş oluyorum. Yurt için çalışanları,
nesiller unutur "mu?" diyerek takdim etmişti: Mustafa Kemal Paşa ise
bu sözlere teşekkür ederek yoluna devam etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa
ve Temsil Heyeti Gazi ilkokulu'ndaki törenden sonra otel ve hanlarla
çevrili bulunan şehir girişine doğru ilerlerken, çevredeki halkı da
selamlayarak Kapıcı Camii önündeki meydana gelmişlerdir. Kapıcı
Camii önünde ana okulu öğrencilerini de gören Mustafa Kemal Paşa
otomobilinden inerek çocukları okşamış ve sevmiştir.
Kırşehir, o zamana
kadar böyle bir kalabalık görmemiştir. Burada Hacı Ali, Mülâzım’ın
oğlu Ethem Hacı ile Terma Hacı'nın oğlu Hafız Şevket "tekbirler"
getirerek kurbanlar kesmiş, halk ise coşkun sevgi gösterilerinde
bulunmuş ve Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'ni dakikalarca
alkışlamıştır. Böyle siyasi bir ortamda, Kırşehir halkının milli
bağımsızlık ruhu ve heyecanı içinde büyük kahramanı ve arkadaşlarını
candan ve samimi bir şekilde kucaklamaları, gelişmelerin hangi
yönde olması gerektiğini sezinleyen Kırşehirliler için, Milli
Mücadele tarihinde takdirle kaydedilecek milli bir şereftir.
d) Mustafa
Kemal Paşa ve Temsil Heyeti'nin Kırşehir'deki Faaliyetleri
Mustafa Kemal Paşa
ve arkadaşları Kırşehir'de büyük bir törenle ve coşku ile Kapıcı
Camii Önündeki meydanda karşılandıktan sonra, ilk olarak hükümet
binasına gitmişlerdir. Burada kısa bir süre dinlendikten sonra
Gençler Derneği üyelerinden M. Sıtkı(Doğu) Bey ve Hilmi (Nural) Bey,
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını çay içmeye dernek binalarına
davet etmişlerdir. Bu arada Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi
Müftü Halil (Gürbüz) Bey ve arkadaşları, Mustafa Kemal Paşa'nın
yanından bir dakika olsun ayrılmamışlardır. Bu yakın ilgi sonucunda
Mustafa Kemal Paşa'nın Gençlik Derneği ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
üyelerine olan güveni iyice artmıştır. Hatta bu sırada Mustafa Kemal
Paşa'ya gelen bir şifre telgrafını hiçbir sakınca görmeden, şifre
çözücü ile birlikte açarak onların okumalarına izin vermiştir.
Müftü Halil
(Gürbüz) Bey'in ifadesine göre Mustafa Kemal Paşa Kırşehir Müdafaa
i Hukuk
Cemiyeti'nden şunları istemiştir:
a) Erzurum ve
Sivas Kongrelerinde belirlenen esaslara göre verilen emirlerle
hareket edilmesini, çünkü bu emirlerin her türlü durum dikkate
alınarak hazırlandığını, bu hususun tüm vatandaşlara duyurulması ve
aydınlatılmasını,
|